1932 Yazında yaşandı bu hadise…
Willford’un küçük bir beyni vardı. İnanamazdınız buna. Öyle küçüktü
ki, kerpetenle tutulabilirdi. Aynı
zamanda banker de olan özel bir kütüphane sahibi tarafından (Bu adamın madrabaz lığından ötürü müdür, işgüzarlığından ötürü müdür bilemem ama) sanırım insanoğluna bu adam vasıtasıyla hakaret edilsin
diye olacak gece gündüz demeden binlerce kitabın arasındaki okuma salonuna oturtturulur,
saatlerce okurdu.
Eğer onunki kadar küçük beyniniz yoksa kocaman kütüphane ve kerpeten ağzına sığan beyni arasındaki tezadın farkında olmalısınız. Büyük
beyinlerin dalga konusu olan şu hal, Willford’un umurunda mıydı sanıyorsunuz? Şaka
etmiyorum. Yoksa… Yoksa sayın okuyucu, yoksa onun bir insan olabileceğine
inanmıyor musun? Hayır, o ne sıçanın teki ne de papağan. Düpedüz İnsan! Sizin gibi, benim dolaştığım gibi dolaşıyordu sokaklarda. Ne dileniyor ne de sefalet çekiyordu. Hem çoğu insandan daha rahat ve
paralıydı. Ama lanet olası adamın minnacık bir beyni olduğunu biliyoruz. Gazeteler yazdı bunu. O yaz Wall Street Journal bile bahsetti ondan. Tıbbi bir mucize olarak
yaşadığını falan yazmışlardı. Böyle bir beyinsizin ne işe yaradığını kendinize
defalarca sorabilirsiniz. Ben de sordum.
Beyni olmayan adam diyorlar ona. İşte o adam, o kütüphanedeki okumalarından
ayda 1.000 dolar kazanıyordu.
Şu adamın becerilerinden söz edelim biraz: Willford yemek yiyebiliyor, Willford çişini
yapabiliyor, Willford konuşabiliyor, Willford okuyabiliyor, Willford okuduğunu
anlayabiliyor. Ve bütün bunlar için kerpeten ağzına sığan bir beynin yeterli
olduğunu ispatlayabiliyor.
O yazın sonlarına doğru-gününü tam olarak hatırlayamıyorum- Guinness
Rekorlar Kitabı’na beyniyle şöhretini yazdırmış ve orada zekâsı tescil edilmiş
olan dünyanın en zeki adamı vurdu onu. Bir gar binasının önünde. Arkasından üç
el ateş ederek, Smith& Wesson’la… Willford kafatasına üç kurşun yedi ama
ölmedi. Beynine hiçbiri isabet etmedi çünkü ( Beynine kurşun yeyip yaşayanlar da onu kıskandılar).
Willford çok yaşadı (Bunu gazetelerden biliyoruz)… Nihayet
102 yaşında öldü. Gazeteler onu vuranın akıbetini yazmadı. Fakat büyük sırrı biliyorum. O herkesten gizlendi. Ama onu vuranın 45'inde öldüğünü söylemeliyim. Naaşı benim hasta bakıcılık yaptığım hastaneye getirildi. İçerisi Ajan ve doktor kaynıyordu. Zira bu adamın otopsi raporundan şoke olduğumuz sonuç çıktı: Kalbinin şimdiye değin görülmemiş küçüklükte olduğu anlaşıldı. Fakat bu gerçek sır olarak kaldı. En fazlasından efsane oldu.


